Abdülhak Hâmit (1851-1937; in Bombay war er 1883-85 als Gesandter) Ehrentitel “Şâir-i âzâm”, “großer Dichter”, poeta, laureatus; Themen: aşk, doğa, ölüm.
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
148:
Abdullah Cevdet Karlıdağ
Abdullah Cevdet Karlıdağ (*1869 in Arapgir; †1932 in Istanbul) war ein osmanisch-türkischer Intellektueller kurdischen Ursprungs und ein Arzt. Er war auch ein Poet, Übersetzer, radikaler Freidenker und ein Ideologe der Jungtürken.
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
149:
Yokluk, bulunmama,(adem isim, eskimiş Arapça ¤adem) Yokluk:
Yokluk: "Ne civarda bir köy var ne bir evin hayali / Sonun ademdir, diyor insana yolun hâli"- F. N. Çamlıbel.
Nichtsein (in diesem Sinne ist das Wort bei Cemil Meriç verwendet worden), yokluk, bulunmama (VikiSözlük, Ahu). Adam, erster Mann auf Erden und Ehemann Evas... { Adam }
Akbar, Jalaluddin Muhammad
Akbar, Jalaluddin Muhammad Akbar (* 15. Oktober 1542 in Umarkot, Sindh, † 15. Oktober 1605 in Agra) folgte seinem Vater Nasir ud din Muhammad Humayun als Großmogul von Indien in den Jahren 1556-1605, und gilt, neben Ashoka, als einer der bedeutendsten Herrscher in der Geschichte des Landes.
Akbar the Great
Jalaluddin Muhammad Akbar ( Jalāl ud-Dīn Moḥammad Akbar), also known as Akbar the Great (Akbar-e-Azam) (October 15 1542 – October 12 1605) was the son of Nasiruddin Humayun whom he succeeded as ruler of the Mughal Empire from 1556 to 1605. He is the founder of the Din-i-Ilahi faith . His lineage was Turkic, and more distantly Mongolian
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
147: (H02)
Akbar, Jalaluddin Muhammad
Jalaluddin Muhammad Akbar (* 15. Oktober 1542 in Umarkot, Sindh, † 15. Oktober 1605 in Agra) folgte seinem Vater Nasir ud din Muhammad Humayun als Großmogul von Indien in den Jahren 1556-1605, und gilt, neben Ashoka, als einer der bedeutendsten Herrscher in der Geschichte des Landes.
Akılcılıktan yana olan, usçu, rasyonalist (kimse).
vernünftig
reasonable; logical
Aydınlanma Nedir ? (1784) Kom Wim
Anquetil, Abraham Hyacinthe Anquetil-Duperron
Anquetil, Abraham Hyacinthe Anquetil-Duperron (* 7. Dezember 1731 in Paris; † 17. Januar 1805 in Paris) war ein französischer Orientalist, der speziell für die erste Übersetzung der Avesta in eine europäische Sprache bekannt ist.
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
149:
Araf
özel, isim (a:ra:f) Arapça a¤r¥f
Im Islam eine Gegend/ein Zustand des "Unbestimmten"/"Nichtseins" es gibt nicht den Begriff des "Fegefeuers", Purgatorium; Fegefeuer { purgatory }
{ purgatory }
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim, 1992. "163:" (14)
aydınlanma
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak, nurlanmak. İnsanın geleneksel görüşler, yetkeler, bağlılıklar, tasarım ve önyargılardan kendini usuyle kurtarıp yalnızca usuna dayanarak yaşamı kavramaya ve düzenlemeye çalışması. Tenev vür(=Osman.)
Bayur, Hikmet Bayur (d. 1891, İstanbul, Türkiye), (ö. 6 Mart, 1980), Türk siyasetçi.
Galatasaray Lisesi ve Sorbonne Üniversitesi'ni bitirdi. Belgrad ve Kabil Büyükelçiliği, Riyaseti Cumhur Umumî Kâtipliği, IV. (Ara Seçim), V., VI., VII., X., XI. Dönem Manisa Milletvekilliği, Millet Partisi Genel Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı yaptı. Evliydi. (Vikipedi, özgür ansiklopedi)
Bayurs dreibändige „Geschichte Indiens“
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
148:
belde
isim, eskimiş Arapça belde
1 . İlçeden küçük, belediye ile yönetilen yer.
2 . mecaz Mekân, yer, çevre:
"Bugün toz hâlinde sallanan bu iklim, asırların uykusundan, bunca sanat beldeleri gibi bir gün sıyrılacak."- Y. K. Beyatlı.
kleine Verwaltungseinheit. Übertragen: Ort, Umfeld
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim, 1992. "163:" (20)
biçimler
Form; Art, Wesen; Formblatt, Klasse;... { form }
form
Aydınlanma Nedir ? (1784) Kom Wim
birey
Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, fert.
Biruni (4 Eylül 973 - 1061?[1], Fars[2][3][4] kökenli İslam bilgini. Türk kökenli olduğunu iddia edenler de olmuştur.[5][6] Tam adı Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî (Arapça: ابو الريحان محمد بن احمد البيروني) dir. Batı dillerinde adı Alberuni veya Aliboron olarak geçer. Gökbilim, matematik, doğa bilimleri, coğrafya ve tarih alanındaki çalışmalarıyla tanınır. Yaşamı üstüne ayrıntılı bilgi yoktur. Diğer adıyla El-Harezmi olarak da bilinir
Biruni, El-Birûni
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
147: (H04)
eleştirmek
Bir düşünceyi, bir eseri, bir yargıyı inceleyerek doğruluk veya yanlışlığını ortaya çıkarmak ve gerçek değerini belirtmek, tenkit etmek
Sevgi, istek, düşünüş, anma, hatır vb. kalpte oluşan duyguların kaynağı: "Gönüllerin birbirine kaynaştığı o günler millî bayramlarımızdan biriydi."- O. S. Orhon. mecaz İstek, arzu: "Okumaya gönlün var mı?"
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim, 1992. "163:" (15)
gözeticiler
Vormünder
Aydınlanma Nedir ? (1784) Kom Wim
haz
Hoşa giden duygulanma, hoşlanma, zevk: "Dört sene evvel kaybettiği karısı Emine Hanım'ın vefatıyla bütün sevgisini, ümidini, hazzını, şefkatini oğluna vermişti; felsefe Bir şeyden duyusal veya manevi sevinç duyma.
1 . Korku ve saygı uyandıran görünüş, mehabet:
"Adını bilmeseler bile heybetini tarif etsem gene bulunur."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . Büyüklük, ululuk, azamet.
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
150: (H22)
inkıraz
Batma, dağılma, çöküş, yok olma, son bulma:
"Taksim, hicret ve inkırazla harp arasında bırakıldık."- F. R. Atay.
Verschwinden { disappearance } lösung, Zersetzung; Tod { dissolution }
{ disappearance }, { dissolution }
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
148: (H13)
insan
anthropo-, Menschen- { anthropo }
man
Aydınlanma Nedir ? (1784) Kom Wim
intiba
isim, eskimiş, ruh bilimi (intiba:) Arapça inµib¥ İzlenim: "Bu kitabın bende hazin bir intiba bıraktığını söylersem yanlış bir ifadede bulunmamış olurum."- A. H. Çelebi.
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim, 1992. "163:" (8)
irca
isim, eskimiş (irca:) Arapça irc¥¤
1 . Eski biçimine sokma, çevirme.
2 . Döndürme.
3 . kimya, matematik İndirgeme.
In einen früheren / älteren Zustand zurückführen, Drehung; Drall; Windung; Verdrehung;... { twisting }
{ twisting }, { turning }
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim, 1992. "163:" (19)
irfan
Bilme, anlama, sezme:
"Zira onun irfan seviyesi hakkında malumatım pek azdır."- R. H. Karay. Gerçeğe ulaştırıcı güçlü seziş. mecaz Kültür:
"En büyük emelim, maarif vekili olarak yurdumun irfanını yükseltmektir."- Atatürk.
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
149: (H14)
irfan
Bilme, anlama, sezme:
"Zira onun irfan seviyesi hakkında malumatım pek azdır."- R. H. Karay. Gerçeğe ulaştırıcı güçlü seziş. mecaz Kültür:
"En büyük emelim, maarif vekili olarak yurdumun irfanını yükseltmektir."- Atatürk.
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
150: (H21)
ışıldamak
Titrek, parlak bir ışık saçmak, parıldamak: "Kızın yolunu beklerken karardıklarını, gölgelendiklerini, sonra kız gelince sevinçle ışıldadıklarını görmüştü."- N. Cumalı.
Entschlossenheit; entscheidene Bedeutung { decisiveness }
decisiveness
Aydınlanma Nedir ? (1784) Kom Wim
kâşane
isim, eskimiş (kâ:şa:ne) Farsça k¥ş¥n Büyük, süslü köşk, saray vb. yapı: "Akrabalarıyla kâşaneler kurarak nasıl yerleştikleri hiç kimsenin gözünden kaçmıyordu."- Y. K. Karaosmanoğlu.
Villa, Herrenhaus { mansion }
{ mansion }
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim, 1992. "163:" (21)
kavim
kabile, boy, oymak, aşiret, familya,... { tribe } kavim -vmi
isim, toplum bilimi Arapça ®avm Aralarında töre, dil ve kültür ortaklığı bulunan, boy ve soy bakımından da birbirine bağlı insan topluluğu, budun.
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim, 1992. "163:" (23)
Kelile ve Dimne, Kalīlah wa Dimnah = sanskr. Panchatantra
Kelile ve Dimne M.Ö. 1 yüzyıl civarında yaşadığı düşünülen Beydeba tarafından kaleme alınmış fabl tarzında hikâyeler barındıran bir hikâye kitabıdır.
Kelile ve Dimne. (Sammlung von Fabeln ca 200v. bis 3.Jh. AZ). Das Panchatantra (Sanskrit, n., पञ्चतन्त्र, pañcatantra, [pʌɲʧʌtʌntɽʌ], wörtl.: „fünf Gewebe“) ist eine indische Dichtung, die zwischen 200 v. Chr. bis ins 3. Jahrhundert n. Chr. bei den Kushana und Sassaniden als Hofdichtung entwickelt worden sein soll. Die heute bekannte Form ist zwischen dem 3. und 6. Jh. n.Chr. entstanden. Es handelt sich um moralische Geschichten, Fabeln und Tiergeschichten. Diese Sammlung von Fabeln, Märchen und Geschichten wurde in dem indo-iranischen Kulturkreis als Stoff für die Erziehung der Prinzen am Hofe benutzt, um die Kunst der Verwaltung und weltliche Weisheiten zu vermitteln. Später wurde es als Buch für die Jugend generell verwendet.
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
149:
(Arabic: غياث الدين محمد خواندامير) was an Islamic scholar and one of the greatest historians of his time . Birth c. 1475, Herat, Khorasan [now in Afghanistan] [1]
Death 1534/37, ; buried in Delhi, India
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
149:
mütereddit
Tereddüt eden, çekingen, kararsız, ikircimli kimse; iki şey arasında gidip gelen, kararsız olan, tereddütte kalan; "Kapıya doğru ilerlemek istedi, fakat müteredditti."- N. Hikmet.
gazeteci ve yazar. Şâir Mehmed Âkifin dâmâdıdır. 1893 senesinde Kâhirede doğdu. Câmi-ul-Ezher Medresesinde okudu. İslâm âlimlerinin büyüklüğünü anlayamayan ve Kâhire Mason Locasına kayıtlı olan Muhammed Abduhun reformcu fikirlerinin etkisinde kaldı.
Ist das der von Meriç gemeinte Ömer Rıza ???
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
149:
onur
Ehre, Ehrerbietung, Achtung;... { honor (Amer.)
honor (Amer.)
Aydınlanma Nedir ? (1784) Kom Wim
önyargı
vorschnelles Urteil; Vorurteil { prejudgment }
prejudgment
Aydınlanma Nedir ? (1784) Kom Wim
oysa
jedoch; wie auch immer; wie? { however }
however
Aydınlanma Nedir ? (1784)
ozan
Minnesänger (im Mittelalter) { minstrel }
minstrel
Aydınlanma Nedir ? (1784) Kom Wim
özel
persönlich; privat { personal }; vertraulich { private }
Aydınlanma Nedir ? (1784) Kom Wim
özgün
CEMİL MERİÇ, kendini "Yazar ve hocayım. Başlıca işim düşünmek ve düşündüklerimi cemiyete sunmaktır" diye tanımlayan özgün bir fikir adamıdır., Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan, orijinal, ibdai, Bir buluş sonucu olan, nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan, Çeviri olmayan, asıl olan (metin).
Hiçbir şarta bağlı olmayan, istediği gibi davranabilen, erkin. Mit "Serbest" wird der Begriff/das Wort "frei, Freiheit" im Text "Aydınlanma Nedir ? (1784)" übersetzt. "Özgürlük" wird als Ausnahme bei: "Oysa aydınlanma için özgürlükten", wenn "Freiheit" als "Überbegriff" verstanden werden soll, verwendet.
Hiçbir şarta bağlı olmayan, istediği gibi davranabilen, erkin. Mit "Serbest" wird der Begriff/das Wort "frei, Freiheit" im Text "Aydınlanma Nedir ? (1784)" übersetzt. "Özgürlük" wird als Ausnahme bei: "Oysa aydınlanma için özgürlükten", wenn "Freiheit" als "Überbegriff" verstanden werden soll, verwendet.
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim, 1992. "163:" (22)
şehzade
(şehza:de) Farsça şeh-z¥de, Padişahların ve oğullarının erkek çocuklarına verilen san.
Prinz { prince }
{ prince }
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim, 1992. "163:" (1)
serbest
Hiçbir şarta bağlı olmayan, istediği gibi davranabilen, erkin. Mit "Serbest" wird der Begriff/das Wort "frei, Freiheit" im Text "Aydınlanma Nedir ? (1784)" übersetzt. "Özgürlük" wird als Ausnahme bei: "Oysa aydınlanma için özgürlükten", wenn "Freiheit" als "Überbegriff" verstanden werden soll, verwendet.
frei; freigekommen; freigelassen;... { free } ; selbstständig, autonom; unabhängig; frei { independent }.. Im Sinne von Zulassen, erlaubt sein. (Marx: "...wo es Freiheiten gibt, gibt es keine Freiheit...").
free
26.11.2008
sertac-ı iptihacı ??????
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
150: (H20)
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
148:
suret
Görünüş, biçim: "İnsan suretinde bir ağaç." .Yazı veya resim kopyası, nüsha. Biçim, yol, tarz. İslam felsefesinde, varlığın görünen yanı, beş duyu ile algılanan yönü. halk ağzında: Resim, fotoğraf. Eskimiş: Yüz, çehre.
1 . Tanrı'nın niteliğini ve evrenin oluşumunu varlık birliği anlayışıyla açıklayan dinî ve felsefi akım:
"Bu dil derindir ve birçok tasavvuf deyimleri ile zengindir de!"- F. R. Atay.
2 . din b. (***) Kur'an'da önerilen ve peygamberin hayatında uygulamaları görülen hayat tarzını yaşama gayreti, İslam gizemciliği.
Mystik, Mystizismus { mysticism }
{ mysticism }
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
148: (H05)
tecerrüt
isim, eskimiş Arapça tecerrud , Her şeyden uzaklaşma, sıyrılma, soyutlanma, sıyrılma, elçekme
Ausflucht; Ausweichen { elusion }
{ elusion }
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim, 1992. "163:" (6)
tecessüs
merak, 1 . Belli etmeden, kendini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma:
"Yahya Kemal tecessüsü, üstelemeyi doğuluların bir kusuru olarak görür."- S. Birsel.
2 . Merakını gidermeye çalışma, görme, anlama merakı:
"Yenemediğim bir tecessüs beni, bu iki sefilin yanına kadar sürükledi."- Y. K. Karaosmanoğlu.
"Rabia, Dede'nin tavrındaki zarafete, yüzündeki bambaşka ifadeye tecessüsle, yeni bir şey görmüş gibi bakıyordu."- H. E. Adıvar.
Neugier [die]
{ curiosity }, { inquisitiveness }
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
149: (H17)
tefekkür
isim, eskimiş Arapça tefekkur Düşünme, düşünüş. fikir yürütme. derinlemesine, inceden inceye düşünme, fikretme
Denken [das], Nachdenken. Gedanken { thinking }
{ thinking }
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
148: (H07)
tefekkür
Düşünme, düşünüş.
Denken [das], Nachdenken. Gedanken { thinking }
{ thinking }, { think }
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
150: (H19)
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim, 1992. "163:" (17)
tüzük
Herhangi bir kurumun veya kuruluşun tutacağı yolu ve uygulayacağı hükümleri sırasıyla gösteren maddelerin hepsi, nizamname, statü: "Bu, çok ucuz bir amatör ressam tüzüğüdür."- H. Taner.
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim, 1992. "163:" (5)
Walter Ruben
Eski Hind Tarihi. Ankara 1944. II,279 S.
(Ankara Üniversitesi dil ve Tarih - cografa fakültesi hindoloji
enstitüsü. Nesriyat. 82)
Walter Ruben (* 26. Dezember 1899 in Hamburg; † 7. November 1982 in Berlin) war ein deutscher Indologe.
Cemil Meriç: Jurnal. Cılt 1, 1955-65. Hg.: Mahmut Ali Meriç, (Bütün Eserleri Bd. 1). İstanbul: İletişim. 27.3.1963 Tanımıyoruz Hint’i
149:
yetenek
Bir duruma uyma konusunda organizmada bulunan ve doğuştan gelen güç, kapasite. (.....olarak çalıştı (1946). 1955'te görme yeteneğini kaybetti. Fakat öğrencilerinin yardımıyla çalışmalarını ölümüne kadar sürdürdü).
Ne olduğunu, nerede bulunduğunu bilememek, kaybetmek: "Kalemimi yitirdim." Bazı nitelik veya özelliklerin yok olması durumuna uğramak, kaybetmek. Ölüm sonucu kaybetmek. Yanlış yola girmek, kaybolmak: "Ormanda yolunu yitirenler, yollarını yine şaşırmamak için nereden yürümeye başlamışlarsa oraya dönerler."- Halikarnas Balıkçısı.
148:
149:
Yokluk: "Ne civarda bir köy var ne bir evin hayali / Sonun ademdir, diyor insana yolun hâli"- F. N. Çamlıbel.
Jalaluddin Muhammad Akbar ( Jalāl ud-Dīn Moḥammad Akbar), also known as Akbar the Great (Akbar-e-Azam) (October 15 1542 – October 12 1605) was the son of Nasiruddin Humayun whom he succeeded as ruler of the Mughal Empire from 1556 to 1605. He is the founder of the Din-i-Ilahi faith . His lineage was Turkic, and more distantly Mongolian
147: (H02)
149:
Galatasaray Lisesi ve Sorbonne Üniversitesi'ni bitirdi. Belgrad ve Kabil Büyükelçiliği, Riyaseti Cumhur Umumî Kâtipliği, IV. (Ara Seçim), V., VI., VII., X., XI. Dönem Manisa Milletvekilliği, Millet Partisi Genel Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı yaptı. Evliydi. (Vikipedi, özgür ansiklopedi)
148:
1 . İlçeden küçük, belediye ile yönetilen yer.
2 . mecaz Mekân, yer, çevre:
"Bugün toz hâlinde sallanan bu iklim, asırların uykusundan, bunca sanat beldeleri gibi bir gün sıyrılacak."- Y. K. Beyatlı.
Vorgänger { predecessor }
149 (H20A):
148:
148: (H06)
147: (H04)
148: (H09)
verzeihend, versöhnlich; begnadigend;... { forgiving }
gnädig; huldvoll; anmutig { gracious }
großmütig { magnanimous }
günstig, bequem, angenehm { propitious }
Seele; Herz; Gefühl; Gemüt { soul }
Gefühl; Empfindung; Mitleid { feeling }
Gefühle { feelings }
"Adını bilmeseler bile heybetini tarif etsem gene bulunur."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . Büyüklük, ululuk, azamet.
Majestät; Würde; Erhabenheit (Musik) { majesty }
Stattlichkeit { stateliness }
149: (H15)
148: (H10)
"Kişilik idraklerle doğar, diyenler de var."- Ç. Altan.
2 . Erişme, ulaşma.
3 . felsefe Algı.
Verständnis { comprehension }
Blutsverwandtschaft { cognation }
Intelligenz; Vernunft; Verstand,... { intelligence }
150: (H22)
"Taksim, hicret ve inkırazla harp arasında bırakıldık."- F. R. Atay.
148: (H13)
1 . Eski biçimine sokma, çevirme.
2 . Döndürme.
3 . kimya, matematik İndirgeme.
"Zira onun irfan seviyesi hakkında malumatım pek azdır."- R. H. Karay. Gerçeğe ulaştırıcı güçlü seziş. mecaz Kültür:
"En büyük emelim, maarif vekili olarak yurdumun irfanını yükseltmektir."- Atatürk.
Weisheit; Lebensweisheit; Klugheit;... { wisdom }
Kunde, Lehre, Wissen { lore }
149: (H14)
"Zira onun irfan seviyesi hakkında malumatım pek azdır."- R. H. Karay. Gerçeğe ulaştırıcı güçlü seziş. mecaz Kültür:
"En büyük emelim, maarif vekili olarak yurdumun irfanını yükseltmektir."- Atatürk.
Weisheit; Lebensweisheit; Klugheit;... { wisdom }
Kunde, Lehre, Wissen { lore }
150: (H21)
schimmern; glänzen; aufleuchten,... { gleam }
funkeln; glänzen; blitzen { sparkle }
149: (H18)
148:
149: (H13A)
Verständnis { comprehension }
isim, toplum bilimi Arapça ®avm Aralarında töre, dil ve kültür ortaklığı bulunan, boy ve soy bakımından da birbirine bağlı insan topluluğu, budun.
149:
2 .Yoksulluk, fakirlik.
148: (H12)
... xxx Tutinâme
Death 1534/37, ; buried in Delhi, India
149:
Anweisung, Einweisung; Unterricht;... { instruction }
Arbeitszimmer; Studie, Forschung;... { study }
149 (H18A):
149:
149:
148:
147: (H03)
Armut { poverty }
150: (H20)
148:
"Bu dil derindir ve birçok tasavvuf deyimleri ile zengindir de!"- F. R. Atay.
2 . din b. (***) Kur'an'da önerilen ve peygamberin hayatında uygulamaları görülen hayat tarzını yaşama gayreti, İslam gizemciliği.
148: (H05)
"Yahya Kemal tecessüsü, üstelemeyi doğuluların bir kusuru olarak görür."- S. Birsel.
2 . Merakını gidermeye çalışma, görme, anlama merakı:
"Yenemediğim bir tecessüs beni, bu iki sefilin yanına kadar sürükledi."- Y. K. Karaosmanoğlu.
"Rabia, Dede'nin tavrındaki zarafete, yüzündeki bambaşka ifadeye tecessüsle, yeni bir şey görmüş gibi bakıyordu."- H. E. Adıvar.
149: (H17)
148: (H07)
150: (H19)
147: (H01)
akıl, us, zihin, bellek, hafıza, şuur,... { mind }
akıl, zihin gücü, idrak kabiliyeti, zeki... { intellect }
beyin, akıl; zekâ, kafalı kimse, zeki... { brain }
sağduyu, aklıselim { common sense }
yargılama, yargı, hüküm, muhakeme,... { judgement }
sağduyu, aklıselim { good sense }
zekâ, ince zekâ, akıl, ince espri,... { wit }
148: (H08)
(Ankara Üniversitesi dil ve Tarih - cografa fakültesi hindoloji
enstitüsü. Nesriyat. 82)
149:
aufessen, Teller leer essen { eat up }
Achillesferse, Schwachstelle, wunder... { Achilles' heel }
Gebrechen; Behinderung, Mangel,... { disability }
Schwäche, Fehler; Versagen { failing }
Schwäche, schwacher Punkt; Faible { foible }
Gebrechlichkeit; Zerbrechlichkeit;... { frailty }
Gebrechlichkeit, Gebrechen; Schwäche;... { infirmity }
Lahmheit, Schwäche, "Hinken" von Versen { lameness }
149: (H16)
150: (H23)